AK Parti İskenderun Belediye Meclis Üyesi İbrahim Yaran, 12 Eylül Referandumunda, halkın sesine kulak verenler ve dolayısıyla halkın sesine inanlar ile postal sesinden medet umanların saflarının belirleneceğini söyledi.
Yaklaşan referandum öncesinde AK Parti İskenderun Belediye Meclis Üyesi İbrahim Yaran, basın mensuplarıyla verdiği sabah kahvaltısında bir araya geldi.
Hasan Baba Restaurant'ta verilen kahvaltıya AK Parti İskenderun İlçe Başkanı Musa Kurşun, AK Parti Belediye Meclis Üyesi İbrahim Yaran, Kadın Kolları Başkanı Çiğdem Özer ile birlikte basın mensupları katıldı.
Kahvaltıda ilk olarak söz alan AK Parti İskenderun İlçe Başkanı Musa Kurşun, yapılacak olan referandum ile halkın kazanacağını kaydetti.
Daha sonra konuşan AK Parti İskenderun Belediye Meclis Üyesi İbrahim Yaran ise,
Anayasa referandumunun bir seçim olmadığının altını çizerek, anayasanın amir hükmü gereği halkın hakemliğine başvurulduğunu, iktidarı ve muhalefeti değiştirmeyeceğini ifade etti. Referandumun birkaç partiyle ilişkilendirilmesinin doğru olmayacağını kaydeden Yaran, Anayasa değişikliğinin AK Parti için yapılmadığını, Türkiye'nin ve halkımızın ortak çıkarları için yapıldığını söyledi.
Anayasa referandumu seçim değildir, anayasanın amir hükmü gereği halkın hakemliğine başvurmaktır. İktidarı ve muhalefeti değiştirmeyecektir.
HALK OYLAMALARI, yani REFERANDUMLAR bir seçim değildir. Dolayısıyla bir veya birkaç parti ile ilişkilendirilmesi de doğru değildir.
Anayasa değişikliği AK Parti çıkarları için yapılmamıştır. Türkiye'nin ve halkımızın ortak çıkarları için yapılmıştır. Bir yanda dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan, küresel krizi son derece başarı ile yöneterek dünyanın takdirini toplayan bir Türkiye; diğer yanda dış politikasıyla bölgesel ve küresel meselelere ağırlığını koyan bir Türkiye… Ama bakıyorsunuz statükoyu korumak için darbe anayasasına sarılan “istemezük” diyen, “yaptırmayız” diyen, içe kapanmacı, statükocu anlayışı savunanlar var. İşte 12 Eylül referandumu bu iki gerçek arasında tercihte bulunmaktır.
Anayasa değişikliği referandumunda hayır diyenler, mevcut statükodan beslenenler veya bizzat statükonun sahipleridir, ya da ideolojileri ve menfaatleri bu statükonun devamını gerektirmektedir.
Referandumu basit bir AK parti karşıtlığına indirgeyerek toplumda Ak Parti karşıtlığı temelinde bir “hayır cephesi” oluşturan antidemokratik blokun asıl amacı, mevcut statükonun olduğu gibi korunmasından başka bir şey değildir. Toplum “evet” demekle kendisini dünyadan koparan, özgür ve onur sahibi bireyler olarak yaşamayı kendisine çok gören statükoya hayır diyecektir.
12 Eylül referandumunda Türk Milletinin “evet” demek suretiyle demokrasi, çoğulculuk ve hukukla bağdaşmayan statükoya hayır demesi, özgür, onurlu ve hak sahibi insanlar olmak için verilen mücadelede bir milat olacaktır.
Özgür ve onurlu bir gelecek yerine bize esaret ve sefalet içerisinde karanlık bir geleceği dayatanların oyunlarından ve tezgahlarından endişe duyduğumuz için “evet” demek, onurlu ve mutlak bir görevdir. Bu görevi aksatmadan yerine getirmek boynumuzun insanlık borcudur.
Bu noktada sloganımız; Statükoya hayır, daha fazla özgürlük, daha fazla insan hakları ve daha fazla demokrasiye “evet”.
12 Eylül Referandumu; Halkın sesine kulak verenler ve dolayısıyla halkın sesine inanlar ile POSTAL sesinden medet umanların saflarının belirlenmesidir.
Halkımız, kimlerin postal sesine meraklı, kimlerin demokrasiye sevdalı olduklarını çok iyi bilmektedir.
12 Eylül Referandumu; kuvvetler ayrılığının gerçek anlamda hayata geçirilmesidir. Zira, mevcut anayasanın “kuvvetler ayrılığı ilkesi” Yüksek Yargı tarafından Yasama ve Yürütmenin görev alanlarına girilmek suretiyle, yasama ve yürütme etkisiz hale getirilmek suretiyle ihlal edilmektedir. Bu durum Yargının, Yasama ve Yürütme üzerindeki VESAYETİ şekline dönüşmüştür. Yasamanın “kanun çıkartma görevi” ile Yürütmenin “devlet kurumlarını sevk ve idare etme görevi” VESAYET altına alınmak istenilmektedir. İşte, anayasa değişikliği ile bu kanunsuz vesayet ortadan kaldırılıyor, demokrasinin önü açılıyor. Anayasa değişikliği ile gerçek anlamda KUVVETLER AYRILIĞI tecelli edecektir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hem çok pahalı, hem de vatandaşımızın ulaşması çok zor. Vatandaşımıza Anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmaktadır. Bu hakkı vatandaşımızdan esirgemek adeta bir insanlık suçudur. Bu suçu işlemek Türkiye'mizin ayıbıdır. Bu ayıba son vermek için anayasa değişikliğine “evet”.
Darbe zihniyeti ile demokrasi bir arada olmaz. Darbe Anayasası ile de Türkiye'nin daha yüksek demokrasi standartlarına erişmesi mümkün olmaz. Darbe anayasasının değiştirilmesi zarurettir, milletimizi en yüksek standartlara sahip demokrasi ile buluşturmak ise mutlak zarurettir.
Temel hak ve özgürlükler noktasında eğer bir ülkede durum gerçekten iyi değilse; o ülkede ekonominin ileri gitmesi mümkün değildir. İşsizliğin azalması da buna bağlı olarak beklenemez. Gelişmiş ülkelere baktığımızda kaynaklarının petrol ve diğer yer altı zenginlikleri olmadığını, en büyük hazinelerinin “insan kaynağı” ve “demokrasi” olduğunu görüyoruz. Düşünce ve ifade hürriyetinin, temel hak ve özgürlüklerinin toplumsal yaşama yansıdığı kadar ekonomiye de yansıdığını, ekonomiye de yön verdiğini görüyoruz.
12 Eylül referandumunda “temel hak ve özgürlüklerin” çağdaş ve ileri demokrasi standartlarını yakalayabilmesi için “evet”.
Çağdaş ve ileri toplumlarda bürokrasi demokrasiye yön vermiyor, demokrasi bürokrasiye yön veriyor. İdare halka değil, tam tersine halk idareye yön veriyor, meselenin özü budur. Bunun sağlanmadığı, halk iradesinin, millet egemenliğinin tesis edilmediği, demokrasinin tüm kurallarıyla işlemediği bir ortamda elbette ekonomik bir kalkınmadan da söz edilemez. İşsizlik de azalmaz ve halkın ızdırabı da dinmez. Bireyler için öncelikle her şeyin başı “sağlık” olduğu gibi, toplumlar için de her şeyin öncelikli başı da “tam ve eksiksiz demokrasi”dir.
12 Eylül referandumunda “tam ve eksiksiz demokrasi” için “evet”.
Türkiye'nin karanlık senaryolara çekilmemesi, darbelerin yaşanmaması ve bunlara kimsenin yeltenmemesi, halkın huzur ve refah içinde yaşaması için referandumda “evet”…
Muhalefetin durumu “ben iktidar değilsem batsın bu dünya” siyasetinden başka bir şey değildir. Muhalefet partilerinin üst yönetimi ile, partilerine gönül vermiş olan vatandaşlarımız arasında da “Anayasa değişikliği konusunda” ciddi görüş ayrılıkları mevcut. Üst yönetim “hayır demenin” haklı sebebini izah edemiyor, zira hayır demenin doğru olduğuna kendileri de inanmıyorlar. Sadece yanlış muhalefet anlayışlarının gereğini yapıyorlar. Bunu yaparlarken, Aziz Milletimiz engin sağduyusunu göz ardı ediyorlar. Unutulmamalıdır ki, Bu Millet engin sağduyusuyla her zaman doğru tercihlerde bulunmuştur. Hiç şüphe etmiyoruz ki Milletimiz bu özelliğini 12 Eylül referandumunda da hayata geçirecek ve “evet” diyecektir.
Muhalefet, bir yandan “terörle yeterli mücadele yapılmıyor” şikayetinde bulunuyor, diğer taraftan terör örgütü PKK'nın savunuculuğunu yapan BDP ile aynı safta yer alıyor, bunu anlamak ve akılla izah etmek mümkün mü? İşte bunun için referandumda “evet”.
Ergenekon, yani derin devlet terörist başı Öcalan'ı kullanıyor, Öcalan da PKK'yı. Türkiye'de Türklerle Kürtleri çatıştırmak isteyen Ergenekon, bu ülkenin hayatından kesin olarak çıkarılmadan bu topraklara huzur gelmez.
Son dönemlerde artan PKK terörünün amacı “kitlesel bir şiddet ortamı yaratmaktır”. PKK kendi kitlesini eyleme sevk ederek ve toplumu etnik bir çatışmaya sürükleyerek bir hedefe varmaya çalışıyor. Hedef, referandum atmosferini bu kitlesel şiddet aracılığıyla “çekilmez hale” getirmek. İskenderun'da, Dörtyol'da ve güneydoğuda yapılan hain saldırılar “kitlesel şiddeti tırmandırmak için” yapılan eylemlerdir. PKK'nın “kitlesel şiddet ortamı oluşturma” oyununa gelmemek için bize düşen “sağduyulu olmak, kardeş kavgasına fırsat sağlayacak tahriklere kapılmamaktır”. Aksi hal, PKK'nın oyununa gelmektir. Tahriklere kapılma yanlışı bizi Allah korusun etnik çatışmaya götürür ki bunun galibi olmaz, kaybeden Türkiye olur.
PKK yaklaşan referandum ve genel seçimlerde “insiyatifi elde tutma” gayretinde, siyasetin aktörü olma eğiliminde. Son zamanlardaki terör eylemlerinin yoğunlaşmasının sebebi budur. Dolayısıyla, terör örgütünün amacına yarayacak sağduyu dışı davranışlardan kaçınmamız lazım. Sağduyumuzu muhafaza etmek, birlik ve beraberliğimizi güçlü tutmak zorundayız. Zira, öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz kızarır. PKK'nın milletimiz üzerinde oynamak istediği oyunu bozmak için referandumda “evet”.
Demokrasinin anahtarı konumundaki hukuk devleti ilkesi hukukun üstünlüğü temeline dayanır. Ülkemizde hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku anlayışının egemen olduğunu görmekteyiz. Hukukun üstünlüğü, yargı organının ve atanmış elit kişilerin millet adına “milletle inatlaşarak” karar verme üstünlüğü olamaz. Bu olsa olsa üstünlerin hukuku olur.
Maalesef, hukukun üstünlüğü zafiyet geçirmiş, hukuk üstünlerin hukuku şekline dönüşmüştür. Anayasa değişikliği referandumu “halkını küçümseyen ve ötekiler zihniyeti ile kendilerini üstün gören” zihniyetin son bulması referandumudur.
Seçkinlerin, atanmışların, hali vakti yerinde olanların, kendilerini üstün gören ve hukuku çifte standartlı uygulamaları ile üstünlerin hukuku şekline getirenlerin değil, 72 milyon insanımızın hak ve hukuku için HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE EVET!...
Allah Halkımızın yar ve yardımcısı olsun!...












